gitmeme iki hafta kala her konuda hala kararsızım. otobüs şoförü yoldaki kuşları görüp yavaşladığında içimden ona teşekkür ediyorum. çok yağmur yağıyor. sahilden eve yürürken ölü bir kirpi görüyorum. İstanbul' un güzel tarafı yolda kirpi görebilmek, kötü tarafı da görülen kirpinin trafik kazasına kurban gitmiş olması olabilir.
vize görüşmesine giderken istinye'de oturmak istediğime karar veriyorum. o kadar çok kesin fikrim oluyor ki.
babam amerika'da kalmamı istiyor. annem dönmemi istiyor. ben ne istediğimi hiç bilmiyorum. bu konuda da kesin fikirler gidip geliyor. rüyalarım o kadar düz ki. olmasını istediğim şeyler olmuş oluyor sadece. bilinçaltıma pek saygım kalmadı, ama uyumak güzel.
more pricks than kicks
17 Mayıs 2012 Perşembe
muhakemetü'l lugateyn ( reversed )
Kamyonlar kavun taşır ve ben
Boyuna onu düşünürdüm,
Kamyonlar kavun taşır ve ben
Boyuna onu düşünürdüm,
Niksar'da evimizdeyken
Küçük bir serçe kadar hürdüm.
Sonra âlem değişiverdi
Ayrı su, ayrı hava, ayrı toprak.
Sonra âlem değişiverdi
Ayrı su, ayrı hava, ayrı toprak.
Mevsimler ne çabuk geçiverdi
Unutmak, unutmak, unutmak.
Anladım bu şehir başkadır
Herkes beni aldattı gitti,
Anladım bu şehir başkadır
Herkes beni aldattı gitti,
Yine kamyonlar kavun taşır
Fakat içimde şarkı bitti.
5 Nisan 2012 Perşembe
bir el işi tanrısı için ağıt
birilerine anlatılan hikayelerin parçası olmak istemem. hikayeler çok abartılıyor, kendimden biliyorum. gecenin gece olduğunun bilincini istemem, çaylar, kahveler, sigaralar istemem.
artık herhalde büyüdüm, kimseyi geri istemiyorum çünkü. ömrümün hiçbir anına geri dönesim yok, olduğumdan başka şey olasım yok. büyüyünce ne oluyor tam bilmiyorum. şimdiki aklım olsalar mı oluyor büyüyünce. şimdiki aklım olsa demedim daha.
güneşi, baharı o kadar çok seviyorum ki...
kötü olsam, inatçı olsam ne çıkar yani? *
* Kantocu peruz sahiden yaşadı mı patron?
2 Mart 2012 Cuma
leblebi dense de leblebiyi anlamamak
bazı meyve veya sebzelerimiz var, bunları çok sık da tüketiyor olsam nerede ve nasıl yetiştikleri hakkında zerre kadar fikrim yok. hatta sebze, meyve veya baklagil denilen muammalar evrenine mi dahiller bunu da hiç bilemiyorum. nohut, pirinç, bulgur, makarna bunlardan birkaçı. nohutu ağaçta yetişirken hayal edemiyorum mesela, ama topraktan fışkıran nohutlar da çok saçma geliyor. peki bu nohutlar ne yapıyorlar? çiçeklerin ortalarında belirmeleri bana olası geliyor, istiridye ve inci kavramından yola çıkarak.
bugün beyaz leblebi almaya çalışırken bana '' nohut yani değil mi ? '' diye soran kıza '' ben, nohut, ben hiç bilemiyorum ya, nohut değil galiba '' gibi '' i don't speak turkish i'm really sorry'' den daha manalı olmayan bir cümle kurmamın ardından, googlea nohut yazmayı aklımın bir köşesine not ederek eve geldim. sonraki aramlarımı da pirinç, limon meyve midir, salatalık sebze midir, makarna nasıl oluyor gibi mühim hususlarda yapmayı planlıyorum. öğrendiğim bu bilgilerin hayatımın hiçbir noktasında hava atmama imkan vermeyecek olmasını doğadan kopmuş kentli insanın yalnızlığına bağlayabilirim, ama bunu tabi ki yapmıyorum, bugün Uzak çözümlemesi yaparken kusturacak kadar kentli insan denildi çünkü.
peki google olmasa ne yapardık? bunu düşünmek için beş dakikamızı ayıralım ve googleımızın değerini bilelim, langur lungur konuşmayalım lütfen. selamlar.
bugün beyaz leblebi almaya çalışırken bana '' nohut yani değil mi ? '' diye soran kıza '' ben, nohut, ben hiç bilemiyorum ya, nohut değil galiba '' gibi '' i don't speak turkish i'm really sorry'' den daha manalı olmayan bir cümle kurmamın ardından, googlea nohut yazmayı aklımın bir köşesine not ederek eve geldim. sonraki aramlarımı da pirinç, limon meyve midir, salatalık sebze midir, makarna nasıl oluyor gibi mühim hususlarda yapmayı planlıyorum. öğrendiğim bu bilgilerin hayatımın hiçbir noktasında hava atmama imkan vermeyecek olmasını doğadan kopmuş kentli insanın yalnızlığına bağlayabilirim, ama bunu tabi ki yapmıyorum, bugün Uzak çözümlemesi yaparken kusturacak kadar kentli insan denildi çünkü.
peki google olmasa ne yapardık? bunu düşünmek için beş dakikamızı ayıralım ve googleımızın değerini bilelim, langur lungur konuşmayalım lütfen. selamlar.
26 Şubat 2012 Pazar
önce müzik
sabahları uyanma müziği olarak bin yıldır kullandığım '' beyonce, lady gaga, rihanna '' üçlüsünden '' murat boz, atiye, hande yener '' üçlüsüne geçiş yaptım. şarkılara '' ınınınıınnnn ınınınınnn '' demeden, gönül rahatlığıyla eşlik edebildiğimden beri çok daha rahat uyanıyorum. dünyadaki bütün servisçiler boşuna power turk dinlemiyormuş.
bugün gülce'ye gidip yeni cami röportajıma kurgu yapacağım. kurgu aslında eğlenceli bir iş ama hep yumurta kapıya dayanınca yaptığım için gergin bir ortam oluşuyor. artık benden düzenli, dakik falan bir insan olmayacağını kabullendim ama. değilim yani öyle bir insan. kendimi bu kadar zorlamanın alemi yok. herkes bir şeylerini değiştirmek istiyor. dünyanın en akıllı, en iyi kalpli ve en güzel insanı bile değişmek istiyor. ben ne yapayım. o değişip x olacaksa ben değişsem x / 163463 falan olacağım ancak. ne lüzumu var değil mi. bu sabah diğer günlere oranla bin kat falan neşeliyim, murat boz'un da bunda etkisi var yani. yazının olumlu ve aptal oluşunun kusuruna bakmayın. sevgiler.
bugün gülce'ye gidip yeni cami röportajıma kurgu yapacağım. kurgu aslında eğlenceli bir iş ama hep yumurta kapıya dayanınca yaptığım için gergin bir ortam oluşuyor. artık benden düzenli, dakik falan bir insan olmayacağını kabullendim ama. değilim yani öyle bir insan. kendimi bu kadar zorlamanın alemi yok. herkes bir şeylerini değiştirmek istiyor. dünyanın en akıllı, en iyi kalpli ve en güzel insanı bile değişmek istiyor. ben ne yapayım. o değişip x olacaksa ben değişsem x / 163463 falan olacağım ancak. ne lüzumu var değil mi. bu sabah diğer günlere oranla bin kat falan neşeliyim, murat boz'un da bunda etkisi var yani. yazının olumlu ve aptal oluşunun kusuruna bakmayın. sevgiler.
22 Şubat 2012 Çarşamba
sakın sana ne deme sakın deme
bugün okuldan otobüs duraklarına doğru yürürken, güzel bir gün demiştim. eve geldiğimde hasta ve yalnız olmak, klimanın saçma sesi ve kedinin miyavlamaları ile kendini hatırlattı. hastayken annemi çok özlüyorum, insanların gülüşlerinde, konuşmalarında ondan bir şeyler görmeye başlıyorum hatta.
uyuşturucu bağımlısı bir çocukla yaptığı röportajı derste bize izleten sınıf arkadaşım '' tırnaklarını mı yiyorsun sen ? '' diye sordu çocuğa, kamera da ellerine yaklaştı, yiyormuş. meşa selimoviç, tedirgin beyaz kuşlara benzettiği elleri uzaklaşmak bilmeyen bu kameradan da görseydi dedim. çocuk, kendine güvenirmiş, arkadaşlarına sözünü dinletirmiş, çok fakirlermiş ama para önemli değilmiş, öyle imiş işte.
uyuşturucu bağımlısı bir çocukla yaptığı röportajı derste bize izleten sınıf arkadaşım '' tırnaklarını mı yiyorsun sen ? '' diye sordu çocuğa, kamera da ellerine yaklaştı, yiyormuş. meşa selimoviç, tedirgin beyaz kuşlara benzettiği elleri uzaklaşmak bilmeyen bu kameradan da görseydi dedim. çocuk, kendine güvenirmiş, arkadaşlarına sözünü dinletirmiş, çok fakirlermiş ama para önemli değilmiş, öyle imiş işte.
4 Şubat 2012 Cumartesi
tesadüf ve tevafuk
annelerinin sözünü dinlemeyenler, benim dinlediğim bütün hikayelerde mutsuz oldular. bu hikayelerin anlatılışındaki hırsı ve kurtulmuşluk sevincini görüp tiksinti duymak yetmez; ortada ürkütücü bir çoğunluk var çünkü.
aslında hiçbir şey, anlatıldığı gibi olmamış oluyorken, hiçbir şey olduğu gibi bile olmamış oluyorken, gelecekten korkmanın ne faydası var bilmiyorum. olaylar arasındaki görünmez bağları - hani o sarmal kurgulu filmlerde, bütün hikayelerin aslında birbirine bağlanması şaşkınlığı - olurlarken görememek tamam da, olduktan sonra da her şey büyük tesadüflerden oluşuyormuş diye düşünmek ağır geliyor. ölmekten çok korkuyorum, aklıma her gün geliyor ölüm korkusu. başka bir şeyden bu kadar korksam başıma gelmezdi veya gelirdi - inanışın iki türlüsü - , ama o zaman diyebilirdim ki '' çok korktum diye böyle oldu '' . öldüğümde bunu başkaları bile diyemeyecek, değil ben.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)